24 Kasım 2008 Pazartesi

Dır dır üzerine

Sinop'lu filozof Diyojen'e bir gün sorarlar:
- Üstad, birinin bilgili olup olmadığını nasıl anlarsın?

Sefilliğin mutluluğuyla yukarıdan bakabilen bilgin, cevap verir:
+ Konuşmasına bakarım.
- Peki ya konuşmuyorsa?

Düşündürücü cevap çok da gecikmez:
+ O kadar akıllısına hiç rastlamadım.

Kafamı sağa çeviriyorum, begenmeyip sola çeviriyorum, onu da beğenmeyip ileri bakıyorum, arkama dönüyorum; her yerde, herkes bir şeyler konuşuyor. Dışarıdan öyle görmüşüz ya. Ya da içeriden. Konuşunca adam oluyoruz.

Konuşunca adam mı oluyoruz ki?

Söz gümüşse, sükut altındır demiş isimsiz filozofun biri. Kibarca demiş ki, yeter be kardeşim bir sus yahu dır dır kafa bırakmadın insanda. Ya da öyle dememiş ben uydurdum şimdi. Uydurmuşta olsam, filozofun diline tercüman, dertlerine kılavuz olmuş olsam da değişmeyen bir gerçek var ki davul da çok ses çikarır; ama içi boştur. Dan dan bağırır durur, notası yoktur bir şeyi yoktur. (Kütahya'nın davulcuları dünyanın notalı davul çalan tek davulcularıymış ayrıca. gereksiz bilgiler ansiklopedesi cilt 3 sf 57 prgrf 3) Hele bir de vurmasını dahi bilmeyen biri eline aldıysa onu, sadece içi de değildir boş olan. Histerik duygular içerisinde en yakın balkon, çatı veya bıçak türevi kesici aletler aramaya iter karşısındakini. Boşluğun içinde nefes almak zordur.

İşin en kötü yanı nedir biliyor musunuz? Hayır, Diyojen gibilerin azlığı ya da davulların tragedyası değil. Esas sorun farkındalıktır. "Bilmiyorsan"ın farkına varıp susarak, insanların adam sanmasını izlememektir. "Biliyorsan konuş da ibret alsınlar"ı başka bir yerinden anlayıp "biliyorsan da bilmiyorsan da konuş abi ne fark edecek" mottosundan hareket etmektir. Yüz, hatta binyıllar önce Aristotales'in Lyceon'unda koca koca yazanı (kendini bilmek) ikibinbeşyüz yıl sonra bile anlayamamış olmaktır.

Konuşunca adam mı oluyoruz ki biz?

Sanmıyorum.