"Maaşiin.. maaşiin maassaayah. Teeyk mii, intuu dıı faayaa.." Yes'in bu güzide parçasının arasına rüzgarın ısrarla girmemekte direttiği pencereden sızan, bir grup bayanın "yüksek yüükseek, tepeeeleeree" çığlıklarıyla beraber kendimi garip duyguların arasında buldum. Doğu batı sentezinden daha ötede bir etki bu; üretim ile üretilene katkıda bulunma mecburiyeti arasındaki bir çekişme gibi bir şey. Mecburiyet, evet
Her şey bir soruyla başladı..
İnsanlar neden düğünde oynar? Çok basit, pek çoğumuzun aklına gelmeyen, kimilerimizin de belki sorulmasına kızacağı bir soru bu. Geçenlerde bu türkünün bir benzerinin çalınmakta olduğu bir düğünde bulunurken aklıma geldi bu soru ve kalkıp oynayanları inceledim. Dikkatimi daha ilk dakikada çeken şey, bir anlamda düşünce deneyi faresi muamelesi yaptığım "oynayan"ların mutlu olmadığıydı. Gülüyorlardı ama.
Bu ne demek yahu, saçmalık değil mi? Silah zorunu filan geçtim, ailesel bir zorunluluk bile yokken kim kalkıp oynar ve sırıtmak için kendini zorlar ki; önemli olan orada bulunmak, çağrılmanın gereğini yerine getirmek değil mi? Öyle aslında, ama atladığımız nokta şu ki, bu zorunluluk dış taraftan değil bizzat oynayanların içinden geliyor. Bu içten gelen bastırmanın sebebi olduğunu düşündüğüm şeyi açıklamadan önce, birkaç şey anlatmam gerek.
Daha sonra da kayış koptu netekim
Jean-Jacques Rousseau, romantik edebiyat akımının ilk örneklerini taşıyan romanlarında tabiata övgüler yağdırıp doğaya geri dönüşün, uygarlığın kısıtlamaları ile ikiyüzlülüğü reddetmenin çağrısını yaparken, günümüzde, bir fırının camına "hormonsuz ekmek" yazısı astıracak (vardır böyle bir şey) kadar kuvvetli bir doğallık etkisi yaratacağını belki bil miyordu. İşin aslu şu ki; en basitinden "doğal meyve suyu" etiketlerindeki "doğal"lığın oraya yazılma sebebi Rousseau'nun etkili edebiyatından çok, insanın içindeki doğal ve normal olana özlemdir. Bu önlenmez istek ergenlik yıllarına girmeden pek çok kişiye yapışkan bir maske takar ve hepimiz, farkında olmadan, normal olmasına zorladığımız davranışlarımızla birbirimizi yeriz "biz bormaliz ehe" diye. İnsanlar neden "aşık olmak" yerine "çıkmayı" tercih eder sizce?
Düğünde insanlar neden oynar? Genel olmamakla beraber bunun normal o dlmak için olduğunu düşünmekteyim. 30-40 sene önce yerleşmiş şantör kültürünü, yerleşene kadar bazı hanımların (ve beylerin?) belli ki ilgisini çekiyordu ve kimilerinde "ay allah belanı vermesin dayanamam ben kız kalk ooh yandaan" gibi işkembesini hoplatacak bir etki yaratabiliyordu. Ama zamanın ilerlemesiyle beraber gelen "geleneksel yozlaşma", şu an bu müziğin pek zayıflamış halini çarpıcı bir şekilde gösteriyor ve müzik dinletisinden çıkmış bu gelenek, pek çok insanı eskisi gibi oynamaya, "normal olmaya" zorluyor.
Kaptan sağa çek hele soluklanalım az
Şimdi gittikçe derine inerken biraz duraklayalım ve bizzat kendi yargımızın derinine inelim. Bir üst paragrafta biraz ivedi bir genellemeyle, kabaca "düğünlerden ve o müzik olduğu iddia edilen şeyden kimse zevk alamaz, herkes normal olduğunu hissetmek için normallik maskesinin altında oynarken mutlu görünmeye çalışır" iddiasında bulundum. Buradaki esas can alıcı nokta, bu söylemimin düğündekinin müzik olmadığı yargısından hareket etmemdi. Gerçekten kimse zevk alamaz mı bu işten; hiç tanımadığım insanların zevkinin otoritesi olacak kadar mı yüksek yüksek tepelere çıktım şu an? Bu düşüncenin de derinine inmeden, öyle düşünmek de mümkün. Lakin öyle olmadığını da iddia ediyorum ben.
Efendim İsviçreli bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre (bkz. makaleye bilimsellik süsü vermek. yemezler.) belli desibelin üzerindeki sesler insan yavrusuna zevk vermiyor. Daha ziyade, duygulardan çok kaslara hitap ediyor diyebiliriz bu seviyedeki sesler için. Düğündeki "seslerin"de, ortalama bir şehir merkezindeki 80-90 desibellik gürültünün üzerinde olduğunu belirtmeme gerek var mı? Yoksa bile belirtmiş bulundum.
Düğündeki çalınanlar ses değil de müzik olsa, günümüz düğünlerinden zevk alabilen azınlık dışındaki pek çok kişinin de zevk alabileceği türden bir eğlence olabilir ve her ne kadar ben o tarz müzikten hoşlanmasam da, hoşlanan bir kimse herhangi bir düğüne fazlasıyla isteyerek gidebilirdi. Günümüz iç baskıları ise malesef bu ihtimali çok zor kılıyor ve çoğumuzun normallik maskelerini zorla suratlarımıza geçirerek, zormal olmayı çıldırasıya isteyenlerin kalkıp oynamasına sebep olabiliyor.
Hepimiz de birbirimizi yiyoruz. Olayın tamamen farkında olarak ve hiç çaktırmadan.
Ve bazılarımız da, düğün gibi bir olayın bile analizini yapmaya çalışabilecek kadar boş vakit sahibi mesela. Eğitim şart netekim.
bir ekleme: efendim ben burda "ay pek güzel müzik şıkkıdı şıkkıdı oynayalım" insanlarının ruh halini anlatmaya çalışıyorum. Dediğim üzere bu müziklerin pek çoğu duygularından ziyade kaslara hitap ettiği için oraya, örneğin halayda, sırf eğlenmek veya spor yapmak için çıkanlar olabilir. bunların da bir kısmının normal olma hezeyanı içerisinde olduklarını düşünsem de amaçlarının bununla alakası olmayabilir. Mesuliyet kabul etmeyiz.
