Virüs denilen oluşumun mantığı hemen herkes için anlaşılabilirdir: içeri sız, kendini kopyala, ortamlara ak; bu bilgisayar virüsleri için de, canlı olup olmadıkları tartışmalı biyolojik virüsler içinde geçerlidir. Elbette ki bu işlerin de yolu yordamı vardır, zira ortamlara akmak için virüslerin "çaktırmama, donanımlı olma" gibi birtakım ön gereklilikleri yerine getirmesi gerekir; aksi takdirde enselenmesi an meselesidir.. Peki ortamlara akmakla (isminin çekiciliği dışında) ne kazanır ki bu virüsler, amaçları nedir? Belki de Richard Dawkins'in bencil dediği genler gibi, onların da tek derdi kendi egolarıdır; amaç onlar için fazla büyük bir sözcüktür.
Bir bilgisayar virüsü prensip olarak basit bir şekilde işler. Assembler ile yazılan bu minik kod parçacıkları, girdiği bilgisayarda kendini çoğaltarak, yazılma amacına ulaşmaya çalışır. Örneğin bu konuda ilk olan Brain virüsü, ki kendisi benden yaşlıdır, korsan yazılım diskleriyle beraber bilgisayara bulaşarak kendini boot sector'e kopyalar ve bilgisayarı, minik bir selamlama mesajıyla beraber, çalışmaz hale getirir. Öte yandan biyolojik anlamdaki virüslerin işleri de anlaşılmaz değildir; örneğin bir kuş gribi (H5N1) virüsü, hedefine ulaşırken önce hücre zarını eritir, sonra genetik materyalini, ya da bir anlamda padişahını hücre içine gönderir ve kontrolü devralır. Sonrası ise basit: böl, yönet ve çoğal!
Kısacası her açıdan virüs, insanın pek de dostu sayılmaz. Peki ya hiç ummadığınız bir anda, örneğin gayet sağlıklı hissediyorken, virüslerin beyninizde dolaştığını iddia etsem? Tam da şu an mesela, bu yazıyı okurken beyninizin kıvrımlarında bir şeylerin çoğaldığını birisi söylese, ne diyebilirsiniz? Peki o birisi, ya doğru söylüyorsa?
"Ana karakter bir bara giriyor, yanından geçen kızı süzerek barmene doğru yöneliyor. Süzmeye devam ederken barmen bir kola getirdi, içerdeki bunaltıcı sıcak ve kızlar boncuk boncuk terler döktürürken buz gibi kolayı glork glork içiyor.. glork glok.. glr.."
Ne o, yoksa canınız film arasında büfeye koşup kola almak mı istedi? Yalnız olmadığınızdan emin olun, zira beyninize giren bir virüs kendini çoğalttı ve "canınızın" kola içmek istemesine neden oldu. "Ne virüsü yahu, canım istedi aldım işte" demeden önce biraz düşünün, girdiğiniz kola sırasındaki diğer kişilerin de basitçe, "canı" mı istedi? O adam glork glork diye kolayı kafaya dikmeseydi, yine o sırada olur muydunuz?
Virüs diyerek olayı dramatikleştirmeyi bir kenara bırakalım da, anlatmaya çalıştığım şeyin temeline gelelim isterseniz. O kaptığınız, virüs benzeri şey, bir memdi ve beyninize sızdıktan sonra kendini çoğaltarak "canınızın" istekleri konusunda hayli etkili oldu. Peki mem dediğim şey de nereden çıktı, neyden bahsediyorum ben, neler oluyor yahu?
Önce bir sakin olduktan sonra devam edelim. Derin nefes? Tamam. Memden bahsetmeden önce, yazının başında bahsettiğim Richard Dawkins adından söz edeyim. Oxford Üniversitesi etolog ve evrimcisi Prof. Dr. Richard Dawkins, 1976 yılında yayımladığı The Selfish Gene (Bencil Gen - Tübitak Yayınları) kitabıyla tanınır. Darwinci evrime getirilen grup veya tür seçilimi konularındaki yanlış anlama ve öğretmelerin, bu kitabıyla önüne geçmeye çalışır. Doğal seçilimin gen bazında işlediğini, tür veya grup seçilimi diye bir şeyin olmadığını, genlerin yaşamkalım makinelerini (insanlar, hayvanlar, bitkiler vs.) çoğalmak ve soyunu devam ettirmek gibi bencil amaçları için kullandığını anlattığı The Selfish Gene, biyoloji toplumunun dışına da taşarak pek çok çevrede büyük yankı uyandırmıştır. Zira kitabın XI. ve son bölümü, Memler, yani yeni eşleyicilere ayrılmıştır.
Mem kelimesi, Yunanca öykünme anlamına gelen Mimeme'den türemiş olup gen (gene) kelimesine benzemesi için mem (meme) olarak kısaltılmış. İlk olarak Richard Dawkins'in bahsettiği mem kavramı, kişi(ler)den kişi(ler)e yayılan, orda çoğalan ve kendini de çoğaltan kültürel verilere deniyor. Tanımı bir kenara bırakıp örneklere yoğunlaşırsak sanıyorum ne olduğu daha rahat anlaşılır. Kültürel farklılıklar, birikimler, düşünce şekilleri, bulunulan senenin modası, müzik, resim... kısacası, dediğim gibi hemen her türlü kültürel veri, "mem" adı altında toplanıp incelenmeye alınır.
Önemi nedir peki bunun, yani incelenip de ne oluyor? Üzerinde biraz düşünülünce rahatlıkla görünebileceği üzere aslında memler, kontrol edilebildiği halde dünyanın en büyük gücüdür, neyse ki şu ana kadar o denli kurnaz birisi çıkmadı. Memler, ya da başka bir şekilde düşünecek olursak düşünce ve fikirler, satır aralarında kişiden kişiye geçer ve kendi çoğalma mekanizmasıyla kişinin değer yargıları, beğenileri ve hatta bilinç altına karışarak yaşama şekline etki eder; hatta bazı memler vardır ki, kişiyi bizzat yönetirler.
Richard Dawkins, kitabında evrene ve dünyadaki düzene bakarak bunun oluşma şekline gen bazında ışık tutmaya çalışıyor. Ama insan türü, kesinlikle sadece biyolojik bir oluşum değildir, binyıllardan oluşan kültürel birikimimiz de başlı başına bir düzendir. Yine Dawkins, be "kültürel düzene" de bakarak, mem düşüncesini ortaya atıyor. Yazının başlarında film arasında görülen kısa bir reklamın isteklerinize nasıl bir etkide bulunabilceği konusunda basit bir örnek vermiştim. Bu örnekler aslında bambaşka alanlardan çoğaltılabilir; komik İngilizcesi dışında bir özelliği olmayan İnternet Mahir, yine komik ingilizce ile karşımıza çıkan All Your Base Are Belong To Us, Ajdar, gotik giyim modası, böyle bir dünyaya çocuk getirmek istememe geyiği... Aklıma gelen her örneği verirsem, hiçbir şeyi düşünerek yaşamadığımız, hemen her şeyi öykünerek, yani memlerle oluşturduğumuz ortaya çıkabilirdi ve bu ciddi bir özgür irade sorunu doğurabilirdi.
Memleri bu kadar tartışma götürür ve önemli kılan şey, bana kalırsa bu fikrin 'Richard Dawkins' tarafından ortaya atılmış olmasıdır. Şimdi Dawkins'e geri dönelim. Zat-ı muhterem aslında Darwinci evrime çok başarılı bir yorum getirmesinden ziyade, ateizmiyle, hatta evrim düşüncesini yaratılışçı (ve dolayısıyla dinsel her türlü) düşünceyi çürütme amaçlı kullanır. Hatta son yıllarda yazdığı büyük tartışma yaratan The God Delusion kitabı sadece bunun üzerinedir. Pek de şaşılmayacağı üzere mem kavramını da temelde Dawkins, dinsel savları çürütme amaçlı kullanıyor. Bu anlamdaki mem kavramının da aslında bir mem olduğunu sürebiliriz aslında.
Kitabının son bölümünde memlere ilişkin temel düşüncelerini açıklasa da Dawkins'in bu konudaki esas düşünceleri, 1991 yılında yazdığı Viruses of the Mind makalesine dayanıyor. 6 yaşındaki tatlı bir kız diyor Dawkins, Thomas the Tank Engine'in yaşadığına inanıyor (eski bir çizgifilm kahramanı), büyüyünce diş perisi olmak istiyor; büyüklerinin ağırbaşlı ve bilge sözlerine birebir inanıyor. Bu yaştaki bir kız, ne söyleseniz inanabilir. Prenslerin kurbağaya dönüştüğü masalları anlatsanız inanır, cehennem ateşinden söz etseniz kabuslarına girer. Gördüğüme göre bu kızcağız, rahibe okuluna başlayacak yakında. İnanıp inanmama konusunda bu kızcağızın, nasıl bir şansı olabilir ki? Dawkins, dinlerin de mem yoluyla dağıldığına ve kişilerin bu memlerin esiri olup hayatını yönetmesine izin verdiğine inanıyor.
Din bu konudaki örneklerin en uçta olanı, ama buna dair örnekler çoğaltılabilir. Birinsanın nasıl canlı bombaya dönüşebilceğini düşünmüşüzdür bazen. Veya bir insanın niye bir terör eylemine giriştiği vs. Bunların da küçüklükten itibaren kişilerin beynine sızmış ve sıkı bir şekilde çoğalmış mem mekanizmaları olduğunu söyleyebiliriz. Memlerle infekte olmuş kişi (örneğin canlı bombalar), memeoid olarak sıfatlandırılıyor.

Murphy yasaları, Ajdar, Mahir, Goatse.cx, Smiley, abuk sabuk spam mailler, hatta Noel Baba... Peki bu memlere mem olma özelliğini katan şey nedir? Niye özellikle bu seçilmiş kişiler/şeyler? Memlerin nevi şahsına münhasır çoğalma mekanizmaları var, olmasına; ancak yazının en başında değindiğim virüsler gibi bunların da çoğalabilmeleri için "çaktırmama" gibi bazı ön gereklilikleri yerine getirmesi gerekir. Örneğin Cast Away filminde gözümüze gözümüze sokulan FedEx reklamlarından antipati duymayan var mıdır? Veya Kurtlar Vadisi'ndeki, örneğin bir gecekondunun üzerinde bile görebilceğiniz Next & NextStar uydu reklamlarının sevimsizliği? Peki ya bu işi abartmadan, örneğin bir "glork glork" sahnesiyle yaparsanız, işin etkiliciği artmaz mı? Ya da başka bir açıdan sorayım; reklamlara kalite ölçütü getiren şey nedir?
Memlerin etkinliğidir şüphesiz. Bu konuda Aftermath'in yazısını örnek vereceğim, ki bu yazı aslında reklamcıların fazlasıyla işine yarayabilir. Memlerin kendini sağlamlaştırabilmesi için, vaat, doz, güven gibi bazı konularda kendi iç mekaniklerini oturtmuş olması gerekir. Kimse abuk sabuk Kosla reklamlarından etkilenerek Kosla almaz; ama ürün içeriği abuk sabuk olmasına rağmen bir dönem sırf reklamlarıyla deli gibi satmış pek çok ürün vardır. (buna vereceğim ilk örnek Bendensin memidir, hatta Bendensin adıyla bakkallar, pideli köfteciler bile açılmıştır - Bursa) Dediğim gibi memleri kontrol edebilen, gerçekten çok fazla şeyi kontrol etmiş olur.
Bu mem düşüncesi aslında adı konulmadan da olsa, psikoloji ve sosyoloji gibi bilim alanlarında pek çok kez örnekleri görülmüş bir düşünce. Örneğin "Görsel Görecelik Kuramı" ile tanınan Benjamin Whorf, çeşitli bölgelerin kültürel özellikleriyle dilinin kendine has bir biçimde özelleştiğini açıklamıştı. Buna örnek olarak eskimoların dilinde kar kavramına ait 150'den fazla kelimenin olduğunu, veya Yeni Gine'deki bir kabilenin dilinde sadece açık ve karanlık olmak üzere 2 çeşit rengin olduğunu (ve her kabile mensubunun bu kelimelerle hangi rengin bahsedilmekte olduğunu tam olarak anlayabildiğini) örnek vermişti. Ne var ki, bilimin ortaya koyduğu (veya araştırılan) bazı konuların çarpıtılarak "mutasyona uğramış" memlerin de ortalıkta dolaştığı görülmemiş şey değil. 90'lı yılların başında bir "Mozart Etkisi" tufanı esiyordu; Kaliforniya Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmanın sonuçlarının tamamen çarpıtılmış bir haliydi bu. Araştırmaya göre sayısal işlem gerektiren bir sınava girmeden önce 20-30 dk Mozart dinletilen öğrenciler, burun farkıyla diğerlerinden daha iyi sonuç alabiliyordu -ki bunda şaşılacak bir şey yoktu, zira beyinlerinin farklı bölümlerini kullanarak çoklu düşünme konusunda alıştırma yapmış oluyorlardı. Ama haber basına yansıdıktan sonra ne oldu? Klasik müzik CD'leri basan şirketler "bebeklere klasik müzik" kampanyaları başlattı, anneler çocuklarına anlamsız bir şekilde Beethoven dayatmasına girişti, üstelik zaten mutasyona uğramış bu memler iyice çarpıtılıp kendi kurallarını da getirdi: bebek banyodayken Bach, süt içerken Beethoven dinlenecek!
Mutasyon demişken, memlerin yayılma mekanizmaları içerisinde bunun da büyük önemi var aslına bakarsanız. Örneğin bir dedikodu memi kendisini yaymak için, karşısındakinin ilgisini çekecek şekle bürünür, ya da kişi tarafından çarpıtılır (mutasyona uğrar) ve keyfine devam eder. Zira mutasyona uğramış memlerin "mem havuzunda" kaybolup gitme tehlikesi vardır. Memlerin doğal seçilimi olmadığını kim söyledi ki?
Memler, genlerden çok daha hızlı bir şekilde evrilir, zira mutasyona uğraması ve yayılması genlere kıyasla çok daha kolaydır. Richard Dawkins'in geleceğe ilişkin mem düşünceleri bilimkurgu mu öngörü mü bilinmez, ama hayli ilgi çekici olduğu kesin (çünkü o da bir mem sonuçta). Dawkins, Matrix'te olduğu gibi ileride memler dünyasında bambaşka canlıların hüküm sürebilceğini belirtiyor. Bu konuda Gen Bencildir'de şu yorumda bulunuyor: "Biz biyologlar genetik evrim düşüncesini öylesine benimsemişiz ki, bunun olası evrim türlerinden yalnızca bir tanesi olduğunu unutuyoruz." İleride bir gün kaşık olmayabilir mesala.
The Selfish Gene - Gen Bencildir - Tübitak Yayınları - Richard Dawkins