Değişmişim. Böyle söylediler. Herakleitos'un Panta Rhei'sinden daha farklı bir değişim bu, bir insan için kullanıldığında değişim, kulağa kötü gelen bir kelime.
İşin kötüsü ne biliyor musunuz? "Değişmişim, hah, kıçımın kenarı" diyemiyor olmamdı. Beynim bir yandan kabullenmeye çalışırken diğer yandan haklısın diye haykırmak isteyen ağzımı tutmaya çalışıyordu. Tutsa ne olacak ki, kimi kandıracaksın aptal beyin?
Evet, sanıyorum değiştim. Olayı gittikçe vahimleştiren Uğur Dündarsal bir yaklaşım sergilemek istemem ama işin daha da kötüsü, sanki böyle olacağını biliyordum. Stoacı Seneca haklıydı, insanların, dünyanın neye benzediğine ve başka insanların nasıl olduklarına ilişkin tehlikeli olabilecek kadar iyimser fikirleri insanı öfkeye sürüklüyordu.
Düşkırıklığı öfkeden doğuyordu çünkü.
Bir hoşnutsuzluk bürümüş düşüncelerimi. Öyle söylediler. Daha fazlasını gördükçe daha hoşnutsuz olmaktan daha doğal bir şey olabilir mi ki? Hayran olunacak birileri yaşamıyorsa, en azından benim etrafımdan, gökten tapılası bir insan modeli mi indireyim? Yalnız hemen sinirlenmeyelim, sanıyorum nefes alabilmek için bunu yapmak lazım. Ya da bir hipodroma gidip gözlerimin yanlarını kapattırmam lazım. Al eline kuponu, hadi bakayım.
Daha önceki yazılarımda doğallıktan bahsetmiştim. Dışarıya çıkınca 38 bayandan 32'sinin sarışın-mavi gözlü-esmer tenli olduğu bir ortamda doğallıktan bahsetmek komikmiş, bunu gördüm. (kalan 6 kişi de siyah saçlı-esmer tenli veya bildiğimiz gotik kombinasyonuna sahip, solaryumdan taze çıkmış çoğu) Ya analar artık güzellik-çirkinlik kavramını aştı, canı sıkıldıkça taş bebekler doğuruyor, ya da feci şekilde kandırılıyoruz. Dış görünüşe, buz dağının görünen kısmına değiniyorum, arkası daha da vahim çünkü. (Titanic olup toslayıp batasım gelir diye bir halk türküsü vardır bu gibi toplumsal sorunlarla karşılaşıldığında söylenilegelen) Böyle bir ortamda hayal kırıklığı, öfke, nefret, hoşnutsuzluk çok mu ki?
Doğuştan getirdiğim bir mutsuzluk mekanizmasını körükleyerek kendimi haklı çıkarmaya mı çalışıyorum, yoksa karamsar olmak 21. yüzyılı yaşıyor olmanın doğal bir gerekliliği mi? Bu iki sorunun cevabı ne olursa olsun, insanların arasına karışabilmek için ya gözleri kapattırmak, ya da rektumdan tapılası bir insan modeli çıkartarak acıyla geçen bir hayatın sonuna kadar hayali bir yol göstericiye baka baka kendini tatmin etmek, onu ölene kadar dış dünyadan izole etmek gerekiyor sanırım. Eh, zaman kötü.. bir tarafları kollamak lazım.
Geçenlerde doğallıktan bahsetmişim. Bu gidişle de çok bahsedeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder