Kronolojik olarak gideyim; temelinde iyilik, yani çoğunluğun işine gelme-zarar vermeme kavramına dayanan dinleri üretebilmiş, babil gibi bir uygarlık kurabilmiş, tuvaleti icat edebilmiş, gerektiğinde tüm üstün görünen özelliklerine rağmen tevazuyu ve gerçekleri tercih edip dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyebilmiş, Ay Işığı Sonat'ını besteleyebilmiş, kendi boyundan yaklaşık 400 milyon kat uzaktaki uz(ay)a uçabilmiş bir canlı türünün evlatları olarak kendimizi bir şey sanmamız kısmen anlaşılabilir bir olay; kısmen bu yüzden etrafımızdaki her şeye hükmetme hakkını kendimizde bulmamız da öyle. Binlerce yıl alan 21. yüzyıl medeniyetinin inşaası insanları özünden o kadar yabancılaştırmış ki etrafımıza bakıp gelişmiş bir hayvan olduğumuzu kabul etmemiz hiç de kolay değil. Ama zeka denen nöron yumağının bu kadar şey yapıp da özünü komple reddetmesi hiç de anlaşılır bir şey değil. Hayır, hiç de sevgi pıtırcıkları değiliz, sadece gelişmiş birer hayvanız.
Bir insanın bu sonuçları herhangi bir genetik-evrim-biyoloji kitabından çıkarması gerekir. Tabi pek çok insanın bu terimlerin anlamlarını bile bilmediğini düşünecek olursak; muhtemelen sağdan soldan duymuş olabileceği sosyal psikoloji deneylerinden de haydi haydi çıkar. Hadi onu da duymadı diyelim, ilkokulda gördüğü tarih dersinde duymuş olması lazım Asurluları filan. (duymamış olanlara not; vahşi ve zalimliğiyle ünlü bu yukarı mezopotamya ülkesi pek çok kez hiçbir neden yokken sağa sola saldırmıştır; belki ganimet, belki toprak, çok kez sırf prestij ve düşmanlarının gözünü korkutmak için) Hadi tarihi de geçtim, günümüzde de devam eden savaşları, veya 2. dünya savaşını falan da duymamış olamaz bu insan. Peki bu insan neden saftirik bir hümanizm içinde kozasından yeni çıkmış gibi papatyalardan papatyaya koşup oynamaktadır?
30-40 yıl önce yapılan kimi sosyal psikoloji deneyleri de insanların sevgi pıtırcığı olmadığına dair önemli sonuçlar ortaya koydu. Derinde yatan şaşırtıcı bir gerçeği açığa vuran her şey gibi ilgi çekici olduğu için pek çok yerde karşılaşma olanağı var bunlarla zaten ama ben yine de değineyim. Stanford deneyi veya Milgram deneyi olarak bilinen deney sanırım bunların içerisinde en meşhuru. 1961'de yapılmış bu deneyde çeşitli kişilik testlerinde bir sorun göstermemiş (yani normal, senin benim gibi) kişilere içinden öğretmen veya öğrenci olarak konumunu belirleyecekleri bir kura yapılıyor. Hileli olan bu kurada her deneğe öğretmen sonucu çıkıyor. Öğrenci (ki kendisi sadece bir ses kaydı; yok yani böyle bir kişi) ile aralarında bir duvar bulunan bu deneğe, öğrencisine kimi sözcükleri telaffuz etmesini söylemesi söyleniyor; yanlış bir telaffuzda gittikçe artan dozajda elektrik verilmesi gerektiği de. 75 volttan başlayan bu elektrik olayı zamanla bir insanı rahatlıkla öldürecek düzeylere kadar çıkıyor; deneklerin %70 civarı ise kendisine söyleneni yerine getiriyor ve yanlış telaffuz edilen bir kelime için, otorite öyle söylediği için öldürücü dozlarda elektrik verebiliyor.
Bir diğer meşhur deney ise Philip Zimbardo'nun 1971'de yaptığı deney. Bu sefer hileli olmayan bir seçimle deneye katılanlar arasında gardiyan-mahkum dağılımı yapılıyor; amaç otoritenin altındakilerinin tutumlarını gözlemek. Deneye katılanlar kendilerini öyle kaptırıyorlar ki bir süre sonra şiddet, sinir krizleri, bağırış çağırış alıyor başını gidiyor. Hatta deneyi yapan Zimabardo bile öyle kaptırıyor ki deneyi gözlemeye gelip gördükleri karşısında şaşkına dönen asistanının deneyin sonlandırılması gerektiğini söylemesi üzerine hayrete düşüyor. Neyse ki deney 6. günde sona erdiriliyor. Daha sonra 2001 yılında bu deneyi konu alan Das Experiment adlı bir film yapılıyor.
2. Dünya Savaşı da insan içgüdüsünü anlama adına bir sosyal psikoloji deneyiymişçesine okunabilir bir anlamda. Final Solution denen Yahudilerin katledilmesi olayında önemli bir rolü bulunan Adolf Eichmann bu açıdan incelenesi bir örnek. Yaklaşık 6 milyon Yahudi'nin (2 milyonu gaz odalarında olmak üzere) öldürülmesinde imzası bulunan Eichmann'ın (Gestapo başı) yargılanırkenki tutumu oldukça şaşırtıcı bulunmuş; zira yaptıklarından hiç gocunmayan, sadece kendisine söyleneni yaptığını söyleyen, bu anlamda başarılı bile denebilecek bir devlet memuru. Evet Zimbardo'nun deneyindeki gardiyanlar gibi, ya da Milgram'ın deneyindeki öğretmenler. Hannah Arendt'in kendisi hakkında yazdıkları da pek manidar: "fazlasıyla normal, ortalama, hatta basmakalıptı: sıradan bir devlet memuruydu. dünyanın en sıradışı cinayetlerinden sorumlu bu adam, bunları olabilecek en sıradan güdülerle, iyi bir vatandaş olma isteği, terfi etme gayreti, görev duygusu ve nezih toplum inancıyla işlemişti."
Buna benzer örnekler günlük hayatta da karşımıza çıkıp duruyor; tabi bu kadar belirgin olmasa da. Geçmişten bir örnek vereyim; lisedeyken kekeme ve mülayim mizaçlı bir arkadaş vardı bizim sınıfta. Ara sıra masa tenisi oynamaya giderdi, 2 masa olduğundan 2'li takımlar şeklinde maç yapılıyordu genelde. Ve bu arkadaş kimin takımındaysa (kendisi pek başarılı bir masa tenisi oyuncusu da sayılmaz) takım arkadaşı tarafından hakarete varan sözler işitiyordu. Ama aynı hakaretçi kişinin yanına en az kekeme arkadaş kadar kötü oynayan başka biri geldiğinde aynı kişinin ağzından aynı sözler çıkmıyordu. Buradan, hakaretçi kişinin (ki bu tabii ki tek bir kişi değil, kim denk gelirse) bu zayıf kişi karşısındaki sert şekilde eleştirme-aşağılama tutumlarını, kendisini zayıfın karşısında bir otorite figürü olarak gördüğü yorumunu çıkarabiliriz; aynı zamanda tıpkı bir otorite gibi kendisini eleştirmeye pek yanaşmayışı da bu yorumu destekler. Şimdi bu, zamanında masa tenisi oynayıp ders arasında muhabbet ettiğimiz adamı Milgram deneyine koysak 450 voltu dayamaz mı? Ya da gardiyan yapsak bunu, mahkumlara coplarla kafa göz girişmez mi?
Suç ve Ceza'yı yazmış, Ay Işığı Sonatı'nı bestelemiş olabiliriz ama varoluşumuzun sebebi olan, kendini sürekliliğe programlamış genler bizi ele veriyor. "Nedir yani, adi şerefsiz dalaksız ciğersiz mahluklarız ee yani" denebilir, denmesin, kalbimi kırmayın. Medeniyet zeka denen nöron yumaklarının sayesinde kuruldu; onu ancak bu yumağın denyoca kullanımı geri götürebilir. Yapmayalım bunu, ayıp.