20 Şubat 2008 Çarşamba

Zevkler ve renkler tartışılmaz mı?


Küçüklükten beri toplum tarafından yüklenmiş olan "çöplerin çocuğun atması" misyonundan çok çektim. Hatta bir keresinde çöpün kapağını açarken "miaavv" diye bir kedi fırladı içinden, ama çok çekmemin esas sebebi bu değil. İşlemi kısaca özetlemek gerekirse; önce çöpün kafası bir güzel bağlanır, sonra hızlı hızlı inilir ki kapıcı alttan damlayan çöp suyunu görüp bıdı bıdı etmesin diye, sonra çöp kapağı açılır, içinden kedi çıkma olasılığının korkusundan biraz uzakta durulup çöp fırlatılır ve kaçılır. Nedir yani? Şudur; bu işin başından sonuna kadar her yanınız pis kokar. Çünkü çöpler tarih boyunca kötü kokmuşlardır ve bundan sonrada kötü kokmaya devam edeceklerdir.
İyi de niye peki? Çöp konusunu bir yana bırakalım, neden yanıbaşımızda oturan biri gaz çıkardığı zaman onun hakkında "içinin çürümüş" olduğunu düşünürüz? Yada bir melodiyi sevip sevmememizi ne belirliyor? Kısacası benim sorunum güzel ve çirkin ne?

Güzellik felsefede, mantığın kardeşi olan estetik ile yorumlanmaya çalışılmış. Sanırım içindeki belirsizlikler ve bilgimizin (özellikle nörobiyolojik) yetersizliği gibi sebeplerden dolayı güzelin tanımı çok zor, belki de mümkün değil. Ama bu kavramın objektif ve subjektif nitelikleri vardır; subjektif nitelikler kişiden kişiye, toplumdan topluma değişebilir. Ama bence güzel kavramının özü objektif bir niteliktir: orantı, uyum, simetri vs... Estetik konusunda zamanında önemli fikirler öne sürmüş olan Kant, duyusal beğeniye bağlı olan yargıların tamamen sınırlı ve kısa süreli kişisel yargılar olduğunu, ama gerçek estetik yargıların estetik olmaktan çıkıp düşünsel düzeye çıktığını, kişisel olmaktan çıkıp zorunlu ve genl geçerli hale geldiğini söylemiş.

Evrimsel süreci inceleyen biyologlardan bazıları ise, koku etiketinin de doğal seçilimle insanlarda yer ettiğini ve "kalıtsal" hale geldiğini öne sürüyorlar. Mesala hidrojen sülfür (yani osuruk gazı) çok kötü kokar, çünkü zararlıdır. Bunun doğal seçilimide kabaca; milyonlarca yıl önce bu gazla karşılaşan bir çok insanın bazıları, bu gazı yutarak hayata yenik düşerken, bazıları da, geçirdikleri mutasyon sayesinde gazın kötü olduğunu aktarabilerek hayatta kaldılar, yani seçilmiş oldular.

Ben şahsen; güzellik gibi konulara ne olduğu belli olmayan "duyuların hoşa gitmesi" gibi mistik ve bulanık bir düşünceden ziyade, nörobiyolojik bir olay gibi bakıyorum. Bu noktada da sanırım evrimsel etiket düşüncesi güzel bir örnektir.

Günümüzde, MP3, CD gibi olanaklar büyük bir hızla yayılırken bu konuda yapılcak olan araştırmalar pek çok konuda bir fikir sahibi olmamızı sağlayabilir. Michael Jackson'ın Thriller albümü, Metallica, Beatles... Peki bunların ortak noktaları nedir? Evet çok satmalarıdır, hemde çok. Peki bu çok satmanın nedeni "gençler birbirlerini beğenmişler" midir? Ben bu kadar basit olduğunu düşünmüyorum; bana bu müziklerin insanlarda ortak bir duygu uyandırıyor düşüncesi daha gerçekçi geliyor. Peki bu ortaklık ne oluyo?

Örneğin; resim adına bildiği tek şey ilkokulda çiziktirdiği 23 Nisan resimleri olan biri, yabancılaşmanın, yalnızlığın sembolik çizgilerini göremeyip "ne lan bu bağırıyor işte, ayağımla bile çizerim ben bunu" diyebilir. Rock müziğe ilişkin bildiği tek şey 90 sonralarında sorumsuzca yapılmış olunan "satanist" propagandaları ile önyargıları oluşan biri Metallica'dan hiç hoşlanmayabilir. Objektif nitelikler ise, anılara, önyargılara, çöpten fırlayan kedilere bağlı değildir. Ve bu formülü belli olmayan evrimsel sürece ayak uydurabilmiş müzikler, çok fazla kişi tarafından sevilir.

Formülü belli değil, evet. Belki hiçbir zaman belli de olmayacak, ama işin özün de duygusallıktan öte, düşünsellik ve bilimsellik var ve estetik bu konumuyla mantığın özde kardeşi durumunda. Dolayısıyla hala genel-geçer bir şeylerin ortaya konulması ihtimali var. Ve bunun yolu kanımca felsefe ve ya sanattan değil, biyolojiden geçiyor. Belki de o zaman ortak bir nokta bulunur da zevkler ve renkler tartışılmaz. Ne demişler;

De gustibus non est disputandum.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Benim felsefe ile aramda milyon ışık yılı mesafe var. Çok fazla okumadım bilmem ve ilgilenmedim hiç.

Bu yazıyı burada yayımladığına göre bu yazının taraftarısın ben de bir iki yorum yapayım da yer kaplasın istedim:)

Güzellik için objectiviteyi uyum, simetri, orantı gibi niteliklerle özdeşleştirdiğin zaman aslında çok da net bir cevap alamadım, çünkü öncelikle özdeşleştirilen sıfatların, bakış açısına göre değişkenlikten uzak olması gerekir bence. Ancak orantı, uyum, simetri gibi sıfatların kendileri bile göreceli ve bakış açısına göre değişir. "Kime göre uyum, neye göre simetri" gibi.Çok basit bir örnek vermem gerekirse bu kavramlarla, güzel olduğunu söyleyebileceğimiz bir kadın -ki herkes aynı fikirde olmayacaktır- ve yine bu kavramlarla güzel olduğunu söyleyebileceğimiz bir elbise -ki herkes yine aynı fikirde olmayacaktır- ile ortaya çıkacak uyum maalesef bir kesim tarafından beğenilip başka bir kesim tarafından beğenilmeyebilir. Maalesef diyorum çünkü ortaya çıkacak oluşum tamamen bahsi geçen sıfatları içeriyor. Aslında bu örnekte 3 farklı örnek var: "kadın" ,"elbise", "ikisinin bileşimi". Üçünün de objektivitenin eşleştirildiği sıfatları içerdiğini varsaydık ancak yine üçünün de göreceli olabileceğini söyledik. Bu da tarafsız ortak bakış açısının olmadığını gösterdi.Bununla beraber bu oluşumu yaklaşık herkesin aynı bakış açısıyla değerlendirdiğini düşünürsek ulaşabileceğimiz nokta genel-geçer kavramıdır.

İnsanların beğenileri aynı odakta birleşene kadar güzellilk kavramı da objektiflikten uzak kalır. Bunu sağlamak içinde bir aşılama söz konusu olabilir, Kant yorumu da bu noktada devreye girer.BENCE.

"Hidrojen sülfür çok kötü kokar, çünkü zararlıdır" denildi. Peki her zararlı şey kötü müdür; daha net olarak, "güzel" in karşıtı mıdır? Alkol da zararlı ama kullananlar bir zevk, bir güzellik buldukları için kullanırlar. Ama illa ki kötü ya da illa ki güzel diyemeyiz.

Duyusal beğeni ile bir şeyleri beğenerek ortak bir güzellik kavramı yaratılamayacağına ben de kesinlikle katılıyorum.Zevkler ve renkler tartışılmaz denir ama zaten tartışılır.De gustibus et coloribus est disputandum yani.

Pour l'instant je ne me fait pas l'écho de quelques idées de quelqu'un.Mais, il faut juste attendre.
Çünkü kavramlar üstüne yoğunlaşmak ilgimi çekmeye başladı.

Ceren dedi ki...

Felsefe ile arandaki milyon ışık yılı mesafesi, yaptığın yorumlarla azalmaya başlamış bile, oktay.

Uyum, simetri, orantı gibi kavramları ben aslında güzelliği objektiflik içinde tanımlarken bulunması gerekenleri özü olarak belirtmek istemiştim. Ama elbise, kadın ve arasındaki uyum olayında da aslında insanların aynı yargılarda birlestikleri süreci objektif olarak nitelendirilemeyecegini düsünüyorum. Çünkü objektiflik kavramının neye karşı ifade ediliyorsa ona karşı olan tanımlamalarında aslında sabit oldugunu görürüz.

Hidrojen sülfür olayında da görsel olmayan bir güzellikten bahsederek, asıl olarak, dogal seçilimin bir parçası olan olayı anlatmak ve bu baglamdada güzellik kavramiyla etkilestirmek istedim. İnsanların alkol hakkında bulduğu güzellikler ise objektif olarak tanımlamaya çalıştığım güzellik kavramına girmiyor bence.

De gustibus et coloribus est disputandum. Bu cümleyi son olarak vurgulamakta, ve buna katıldığına da sevinmekte olduğumu belirteyim.