
"Yoksunuz."
Bedenim, metriksteki tüplere benzer bir tüpün içinde, sadece bilincimi açık tutacak şekilde dışarıdan besleniyor. Bilincim iflas edene kadar beslenmeye devam edeceğim, sonrası sonsuzluk...
Bilinç çok garip bir şey, beni az daha dünya denen bir yerde yaşadığıma, hatta annem, babam, arkadaşlarımın olduğuna inandırıyordu. Anlattığına göre akla hayale sığmaz bir evrenin içinde görülmeyecek kadar yer kaplayan dünya gezegeninde, Asya ile Avrupa arasında arasında köprü gibi bir ülkede yaşıyormuşum. Annem ve babam, ki bunlar insan denilen karmaşık bir organizmaymış, 25 - 30 yıl önce tanışıp aşık olmuşlar (insanların birbirinden hoşlanma durumu) ve sonrada ben ortaya çıkmışım. Ne komik!
Bu dünya gezegeninde inanma denen bir şey de var. İnsanlar, evrenin merkezinde olduğunu sanacak kadar kibirli organizmalar, güneşin doğup batmasının çok daha eski olduğu tarihlerde (yıl deniyor buna) kendi zaaflarını, adaletsizliği ve ruhsal rahatsızlıklarını giderebilmek amacıyla inanıyorlar. İşin daha da komik yanı evrenin kendi etraflarında döndüğü ve bu koca evrenin sırf kendileri içi yaratılmış olduklarına inanabilecek kadar bencil ve zekilik özlemiyle yanıp tutuşan bu cahiller, bunlara gerçekten inanıyorlar. İnanılır gibi değil!
Bilinç denen şey gerçekten garip, tüm bu uydurmalarına gerçekten inanmamı bekliyordu belki de. Ah, bunları yutmayacağımı birazcık anlayabilseydi buna hiç kalkışmazdı ama ne yaparsınız.. Yemezler!
Dış dünyanın tamamen bilincin üretimi olduğu ve etraftaki herkesin bilincin uydurması olduğu düşüncesi yeni bir düşünce değil. Peki ama, böyle düşünen birine, düşüncesindeki yanlışlığı nereden başlayarak anlatmak gerek?
Ya da bir dakika, düşüncesinin yanlış olduğunu kim söyledi ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder