1. Londra'nın merkezinde, George Dönemi'ne ait neoklasik bir ev.2. Uçuş korkusu olan yolcular için, iniş uyarı sistemi, türbülans radarı ve CAT II Otopilot gibi sayısız elektronik aksamıyla, Farnborough'ya ya da Biggin Hill'e çekilmiş bir jet uçağı.
3. Lucca yakınlarındai Marlia'da Orsetti Villası.
4. Büyük çalışma masasıyla, şöminesiyle ve bahçe manzarasıyla bir kütüphane.
5. Lincolnshire'daki Belton Malikanesi'ninkine benzeyen bir yemek odası.
6. Bir duvar nişine yerleştirilmiş yatak.
7. Kocaman bir banyo; ortada, mermerden bir platformun üzerinde, mavi istiridye kabuklarıyla süslü, bir küvet.
8. Faizin faiziyle yaşamınıza yetecek kadar para.
9. Ile de la Cite'de, hafta sonları gideceğiniz, en seçkin Fransız mobilyalarının üretildiği XVI. Louis Dönemi'nden parçalarla döşenmiş bir çatı katı.
Kulağa çekici geliyor değil mi? "Felsefenin Tesellisi" kitabında Alain de Botton'ın ortaya koyduğu bu liste, düşünme kalıplarını kapatınca kafanın üzerinde beliren balonun içinde yazanın kulağa gelene ayak uydurduğunu gösteriyor: "bu çok süper, istiyorum bunu". Bu cümlede ince bir sorun var yalnız, mutlu olmak için gerekenleri düşünme kapılarını kapatarak düşünmek mi gerekiyor?
Alasıdır.
Bundan 2348 yıl önce doğan bir adam bu olayın ta o zamanlarda farkına varmıştı. Mutluluk üzerine o kadar düşündü ki, parayı, şanı, şöhreti tepip ıssız bir kulübede bitki yetiştererek gökyüzüne bakmaktan başka işi olmayacak kadar bu işi ciddiye aldı. Bu adam Epikuros'tu.
Yukarıdaki listeyi ikiye, sonra dörede, sonra sekize ve daha sonra 2 üzeri n'e katlayıp çöpe atan bu adam, 3 maddelik bir liste oluşturdu. Epikuros'a göre mutlu olmak için gerekenler listesi şöyleydi:
1. Dostluk
2. Özgürlük
3. Düşünmek
İlk maddeyi oluştururken şöyle diyordu Epikuros (daha önceki yazılarımda da kullanmıştım zaten): "Bir şey yiyip içmeden öncei ne yiyip içeceğinizi değil, kiminle yiyip içeceğinizi düşünün; çünkü yanında arkadaşı olmaksızın yemek yemek ancak bir aslana ya da kurda mahsustur." Varlığımızın birileri tarafından onaylanmasının bizi mutlu kılacağı konusunda Epikuros haklıydı, ve bu onaylama işlemini dosttan başkası gerçekleştiremezdi. Felsefeden uzak bir yaklaşımla "güneş kardeş, ay amca, çiçek böcük" gibi çağrışımlarla gelecek bu lisetenin içerisinde önemli bir nokta var atlanmaması gereken ki o da düşünmektir bana kalırsa. Epikuros belki kendine terapi yöntemini düşünerek gerçekleştirerek pre-hedonist olarak adlandırmak istediğim felsefesini ortaya koymuştu; ancak düşünerek insanın olabileceğinden daha kötü olabileceğini belki de hesaba katmamıştı. Zira Wachowski birader ne demiş: "ignorance is bliss". (cehalet mutluluktur)
Cehalet gerçekten de mutluluk mudur? Aldığım nefes sayısı henüz fazla olmasa da kendi kişisel tecrübelerime dayanarak tersini söyleyemem; ancak şunu diyebilirim ki bilmek, insanı daha mutlu yapmıyor. Montaigne'nin birinin de dediği gibi, "insanlar başağa benzer, boşken diktirler; doldukça eğilirler". Dolyısıyla mutluluğun kaynağı olarak düşünceyi almamak, en azından sınırlandırmak gerekiyor. Tertemiz bir kafa da olsa, her kafa en mantıklıyı düşünerek ulaşabilmek için yaratılmamıştır.
Hiç de bomboş diyemeyeceğim bir kafayla Epikuros'un yaptığını yapmaya çalışsam da şunu diyebilirim ki, kapitalist, maddiyatçı anlayışın damarlarına kazandığı bir toplumun (ki günümüzde bunların sayısı yaklaşık 7 milyar) ne bir ekmek-bir bardak su ile mutlu olabileceğine, ne de her şeyden uzaklaşıp bir bahçede kendini düşünmeye adayacak kadar cesur olduklarına inanmıyorum. Sıkıcı geliyor değil mi? Halbuki faizin faiziyle yaşamaya yetecek kadar çok parayla neoklasik bir evde şöminenin çıtır çıtır ateşinin karşısında anlatacağı şey sınırlı olan bir film izlemek daha zevkli gibi görünüyor. Ama emin olun, bunlara sahip olsaydık bile, mutluluğu arayacak bir başka hayalimiz olurdu. Çünkü biz, Epikurosçu şair Lucretius'un dediği gibi; "hasta birer adamız, hastalığın kaynağından habersiz".
Benim mutlu olmak için gerekenler listemde tek bir madde var. Çünkü elindekiyle yetinmeyi bilen insan için daha büyük bir mutluluk kaynağı olamaz.
1 yorum:
Ilginctir ki, ayin karanlik yuzunu gosteren adamlar "Time"'da somine karsisinda kemiklerimi isitmaktan gayri bir sey dilemem deyip sonra eslerine luks arabalar alir, Shire'lardan birinde malikenelere yerlesirken Epikuryan bir tatminden uzaklardi sanirim.
Gene de urettikleri ve hissetirdiklerine karsi hayranligimdan vagecmis degilim elbet, ama zaman zaman tek baina yemek yemeye de alismis bir 'aslan' olarak deneyimledigim vahsi dogamizdaki acimasiz yalnizligini onlar da epey iyi biliyorlar.
Zaten bu derin materyalizm karsisinda koklesmis korkular olmasa, bu kadar 'havaya, suya' merakli olmazdi belki kitleler.
Gecen gece ay tutulmasini bir tek ben kacirdim galiba, ama dedigin gibi belki de onu gercekten goren yok zaten.
Yorum Gönder