Dünün maymununun bugün adam olması çok komik. Elbette kinayeli bir şekilde söylüyorum bu adam olma hikayesini. Teknolojik gelişime, evrensel kültür mirasının oluşumuna, insanın "kendini" geliştirmesine dil uzatacak biri değilim. (in kilise we trust). Ama nereden geldiğini bilmeden ve nereye gideceğini umursamadan kendinden uzaklaşınca insanın kendini geliştirmesinin hiçbir anlamı kalmıyor.Kendinden uzaklaşmaktan kastım, yapaylığın tembel, çekici ve de kaslı kollarına kendini bırakıp gözlerini kapamak. Doğuştan gelen bir tembellik mekanizmasının sonucu mu oluyor bu, yoksa 21. yüzyılı yaşıyor olmanın getirdiği tembellik suçunu insanın doğumunun üzerine mi atıp ayıp mı ediyoruz bilemiyorum ama bir şeylerin atlandığı kesin. Yayıldıkça gözlerimizin açıklığı azalıyor, arkaya bakmayı akıl edemiyoruz. Ve de bir şeyler istenmese de atlanıyor, günlerle beraber atlananlar birikiyor.
Kıyametin bu yüzden kopacağına inanıyorum ben. Bir "kendinizden fazla uzaklaştınız, şöyle beri gelin bakalım" çağrısı.
Şimdi durup dururken böyle şeyler nereden aklıma geldi? Aslında değişik, biraz alakasız bir yerlerden.
Atatürk'ün de zamanında araştırma yaptığı (ve hatta Meksika'ya adam bile gönderttiği), Türk-Maya-Mu olası bağlantısı ile ilgili bir şeyler okumaya başladım. Mayalılar'ı araştırırken de garip bir sosyal faaliyetleri olduğunu gördüm. Şimdi efendim, futbol benzeri bir etkinliği varmış bu amcaların; ve de en küçük Maya şehirleri dışında tüm bölgelerde bu etkinliğin yapıldığı sahalardan bulunuyormuş. Takımlarla oynanan bu oyunda top, belde sektirilmeye çalışılırmış. Oyunun ayrıntısı çok da fazla bilinmiyor, tek ve vurucu bir nokta dışında: oyunda yenilen takımın kaptanının kafası, sonraki oyunun topu oluyormuş!
Mide bulandırıcı, canice, psikopatça, sadistçe (ki Marquise de Sade'ın 16. dereceden dedesinin bile doğmadığı bir dönemde sadistçeden bahsetmek de komikmiş ayrıca, hmm) bir sürü -ca ekiyle biten kelime getirilebilir. Bu oyunun günümüzde de varlığını koruduğunu düşünelim. (ve de ahlak bekçilerinin bu olayın içine girdiğini de düşünmeyelim) Kim oynar? Elbette kimse oynamaz, sadistçe, manyakça çünkü. Peki Mayalılar salak mıydı? Astronomi faaliyetleri halen anlaşılamamış, belki de anlaşılmak istenmeyecek kadar gelişmiş bir toplumun salak olma olasılığından söz eden salaktır bir kere. Peki niye oynuyorlardı yahu bu oyunu o zaman?
İnançları vardı. Bir oyunu bile, canını verecek kadar inanarak oynayan bir insan, bir ulus, ne yapamaz ki? Bırakın oyunun sadistliğini bir yana; kafasının gideceğini bile bile bir takımın kaptanı olan bir insan, birçok şeyi aşmış demektir. İşte bu yüzden bu oyun tedavülden kalkalı bin yıllar oldu ve belki de bu yüzden çağrı artık çok daha yakın.
Bir Chilam Balam kitabından alıntıyla bu yazıyı bitirelim..
Bir Chilam Balam kitabından alıntıyla bu yazıyı bitirelim..
"Doya doya yenecek aşları,
Kana kana içilecek suları vardı.
Ama o gün, toz duman sardı her yanı,
O gün, soldu sarardı toprak,
O gün, bir bulut çöktü tepesine,
O gün, bir dağ geldi üzerine,
O gün, güçlü adamın eline geçti toprak.
O gün, tütmez oldu bacalar;
O gün, dalından koparıldı körpe yapraklar,
O gün, ölüme kapandı gözler,
O gün, üç işaret belirdi ağaçta,
O gün, üç nesil asıldı oracıkta.
İşte o gün, baş koydular savaşa
Ve dağıldılar dip bucak ormanlar arasına
İşte o gün, baş koydular savaşa
Ve dağıldılar dip bucak ormanlar arasına."
Lâedri
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder