"Dikkatli bakıyor musunuz?
Sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur. Birincisi "Vaat" bölümüdür. Sihirbaz size sıradan bir şey gösterir: iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan... Son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. İkinci perdeye "Dönemeç" denir. Sihirbaz olağan bir nesneyi alır... ve onu olağanüstü bir hale dönüştürür. Henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir; onu geri getirmeniz gerekir.
Şu anda sırrı arıyorsunuz. Ama bulamazsınız; çünkü dikkatli bakmıyorsunuz.
Siz sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.
The Prestige"
Bunun üzerine kendimden bir şey eklemektense Platon'un Devlet'inde, yedinci kitapta yer alan pek meşhur mağara söylencesi diyaloğuna değinmek istiyorum, Sabahattin Eyuboğlu'nun çevirisiyle. Ama okumaya üşenenler için Bryan Magee'nin kısaca özetini geçtiği şeklini yazayım, dileyen orjinal metni de okuyabilir.
"Güneş ışığının mağaraya sızmasını engelleyecek uzunlukta bir geçitle dış dünyaya bağlanan büyük bir mağara düşünün. Sadece kollarından ve bacaklarından değil, başlarını çevirip birbirlerini, hatta kendilerini bile göremeyecek biçimde boyunlarından da bağlanmış bir dizi mahkum, arkaları mağaranın girişine dönük olarak karşılarındaki duvara bakıyor olsunlar. Bütün görebildikleri karşılarındaki duvardır; ve bütün yaşamları boyunca bu durumda olsunlar, hiçbir şey bilmesinler.
Mağarada, arkalarında parlak bir ateş yanıyor olsun. Ateşle kendileri arasında bir adam boyu bir duvar bulunsun ve bunu da bilmesinler. Bu duvarın öteki yanında başlarının üzerinde bir şeyler taşıyarak durmadan öteye beriye giden insanlar olsun. Bu nesnelerin gölgeleri, ateş sayesinde mahkumların baktıkları duvarlara düşer ve onları taşıyan insanların sesleri bu duvardan yansıyarak mahkumların kulaklarına gelir. Şimdi, diyor Platon, mahkumların bütün algılayabileceği ya da yaşantıladığı varlıklar, bu gölgeler ve yankılardır. Hal böyleyken, var olan bütün "gerçeklik" ve onunla ilgili deneyimleri üzerine olacaktır.
Eğer mahkumlardan biri zincirlerinden kurtulabilirse, yarı karanlık bu tuzakta geçirdikleri ömür yüzünden her yanı öylesine tutulmuş olacaktır ki acemi hareketlerle kafasını çevirirken bile acı duyacak, ateş gözlerini kamaştıracaktır. Kafası allak bullak olacak ve yine gölgelerin bulunduğu duvara, anladığı tek gerçekliğe dönecektir. Sürünerek mağaradan tamamen ayrılıp aydınlık gün ışığına çıkarsa, sersemleyecek ve kör olacaktır; bir şeyler görebilmesi ya da anlayabilmesi uzun zaman alacaktır. ama sonra, yukarıdaki dünyada yaşamaya bir kere alıştığında, mağaraya dönecek olursa, yine, bu kez karanlık yüzünden geçici kör olacaktır. Yaşadıklarıyla ilgili diğer mahkumlara anlattığı her şey, dillerinde yalnızca gölgeler ve yankılar bulunan bu insanlara anlaşılmaz gelecektir""
Benim söylemek istediğim şudur ki, etrafımızda çıkışı görmesine rağmen o mağaranın dibine gözünü dikmeyi isteyen çok fazla kişi var, belki de onlardan biriyiz evet... sırrı çözmeyi değil, kandırılmayı istiyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder