Aşağıda okuyabilceğiniz ufak hikaye, A Silver Mt. Zion'ın bir şarkısını dinlerken sürekli aklıma gelen görüntüleri anlatıyor. Dolayısıyla ricam şudur ki, bu yazıyı şarkıyı dinleyerek okuyun. Şöyle alalım. (not: şarkı başladıktan 1-2 dk sonra hikayeye başlarsınız şukela olur. Kısa zaten hikaye.)"Önündeki ölü fidanlara bakıyordu. İlgisizlikten, bakımsızlıktan, susuzluktan ölmüş... Böyle bir sahibi, böyle bir dünyası varken nasıl canlı kalabilirdi ki zaten? Yalnızlığa terk edilmiş bir fidanın bile ölmekten başka yapabileceği ne vardı?
İşte o an çalıların arasında yürümeye başladı. Arkasına bakmadan yürüyordu, yüzünde garip bir gülümsemeyle. Ellerini açmış, başaklara dokunarak gidiyordu, belki bu garip dokunma hazzıydı yüzünü güldüren. Çalıların içinden gelen rüzgar onu tedirgin etti; yüzünü güldüren şey her neyse, gitmişti artık. Emin adımlar atamıyordu.. Yavaşladı.
Nereden geldiğini bilmediği rüzgar sarmıştı etrafını. Rüzgar değildi bu konuşan, bir şeyler anlatmaya çalışan. Bu olsa olsa meleklerin sesiydi.
"Gitme! Arkana bak! Sakın gitme!
Yüzünü güldüren şey artık ona korku veriyordu. Suratı asık bir şekilde yürümeye çalıştı, ama meleklerin sesi sinirini bozmuştu bir kere. Çimenlerin arasından arkaya baktı. Evine, arkadaşlarına, tanıdıklarına, hatta tanımadıklarına... Arkasında bıraktıkları gayet mutlu görünüyorlardı; gülmeye devam ediyor, günlük hayatın rutinliğine gömülmüş bir şekilde, ölü fidanı da, onu da umursamıyorlardı.
İşte o an çalılılıkların arasında yürümeye devam etti, meleklerin sesini umursamayarak. "Gitme!" diye haykırıyorlardı artık. Arkasına bakmadan yürümeye devam etti.
"Sensiz de gülebiliyoruz biz, haha!"
Meleklerin sesi olmadığı kesindi, ama rüzgarın bunu kulağına getirdiğini hissediyordu. Kafasının içinde bu söz yankılanırken, koşmaya başladı. Yolun sonu görünüyordu artık.
Uçurumun kıyısında, gökyüzünü izledi bir süre. Melekler de konuşmuyordu artık, yalvarmıyordu. Kapalı gökyüzü, onu kendisine çağırıyordu. Bir süre daha izledi bu "huzuru".
Ve göğün sesini dinlemeye karar verdi.
Boşluğa ilerlerken, yüzünde garip bir gülümseme vardı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder